bugün doğumgünüm.. hayatımın en güzel en eksik doğumgünü bu.. dünden beri kutluyoruz.. annem, babam, ablalarım, didem, sevde.. herkes.. bi sen.. bi sen eksiksin.. kaç pasta kestik, kaç mum...
soğuk bi sabah.. rengine doymamış fotoğraflar gibi, hafif uçuk hafif gri.. uyku eksik.. her şey biraz uzak.. biraz sessiz.. az sonra aslı neymiş öğreneceğimiz isli...
hasta bir çocuk var.. 7 yaşında henüz.. ALD hastalığının ismi, nadir görülen, nerdeyse çaresiz bir hastalık.. bugün öğrendim.. ilik naklı için uygun doku bulmaya çalışıyor...
yolun bir yerinde duraksarsın bazen, ansızın bir yabancı çıkagelir.. bir kahvenin yanında işini anlatırsın biraz, biraz zamanın nasıl geçtiğini.. onu dinlersin biraz.. sonra daha...
artık adresler önemli değil.. birkaç duvar, yeri farklı, birkaç adım eksik ya da fazla.. aynı ama.. her şey aynı.. saatlerin işareti değişmedikçe, uyandığımda bulduğumla son...
sana gelmeliyim.. ama bunu yapmaya gücüm yok.. o otobüse binip olmadık bir yerde indiğim, ya da doğru yere kadar sabredip iner inmez bir taksiyle geri...
bu karanlığın bir adı var mı? koridorun ışık gelen ucuna yürümeyen inadımın? bu kontrol edemeyişin bu kayboluşun bir adı var mı? her an geçmişten bir parça...
yaptığımın adı ne ? ne bu yaşadığım? bir an kendimi kaybediyorum, her sey hareketli, ben, sebepsiz kahkahalar sarıyor sesimi, yer altımdan kayıyor, hiç bilmediğim şarkıları...
zamanın da gücü yetmiyor bazen yaşananları geride bırakmaya.. dolu bir otobüs gibi .. evet geçiyor, ama durakta dur-a-madan .. cuma,...
herhangi birinin boynundaki herhangi bir postacı çantası, deniz otobüsünün kendisi hatta sadece fotoğrafı, açık ya da kapalı bir desa mağazası, laf arasında geçen bir anadolu...
yetmemiş bir uyku, acıyan gözler ve yorgun bir bedenle uyanılan herhangi bir salı.. ıslak saçlarla kahvaltı, çantaya doldurulan unutulmaması lazımlar.. içimde aynı şarkı, hızlı adımlar.....
kalamıyoruz olduğumuz gibi.. çünkü hoşgörülmek genişletiyor sınırlarını hoyratlığımızın.. çünkü affedilmek özen yükünü kaldırıyor omuzlarımızdan.. törpülemek zahmet oluyor artık o sivri uçlarımızı ve acıtmaktan sakınmıyoruz diğerini.....
onlarca adım biriktirdim.. bir bir.. sustuğum her an sayfalara mal oldu.. ya sonra.. nasıl onca ana, onca sessizliğe, nefes kesen o sonsuz sabra inat...
tek bir perde yeter, vişne çürüğü ya da belki güz kahvesi, şam topundan, ağır bir perde.. her şeyi örtmeye.. dışarda dallar çiçeklenirken içeri yağmur kasveti...